GenelPsikoloji

Öz Yeterlik Algısı: Üniversite Öğrencileri Üzerine Bir İnceleme

Eşleştirilen

Öz Yeterlik Algısı: Üniversite Öğrencileri Üzerine Bir İnceleme

“Üstesinden gelebilecek miyim?” sorusu çoğu bireyin bir işe başlarken kendisine yönlendirdiği ilk soru cümlesi olabilmektedir. Bu soruya verilen cevap ilk basamağa çıkıp çıkamama, bir başka ifadeyle bir işe başlayıp başlayamamayı belirler. İster belli bir alandaki davranışı ortaya koymak için algılanan yapabilme becerisi ister potansiyel zorluklarla mücadele etmek için gösterilen performans olarak tanımlansın, öz yeterlik kavramı bireyin kendisini gerçekleştirmesinde olmazsa olmaz iç kaynaklardan biridir.

Alanyazında, algılanan öz yeterlik (Perceived self-efficacy) ya da öz yeterlik inancı (Self-efficacy beliefs) olarak geçen bu kavram Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramında (Social Learning Theory) dikkati çeken merkezi öneme sahip bir kavramdır.

Bireyin belli bir edimi gerçekleştirmek için gerekli eylemleri düzenleme ve yürütme gücüne ilişkin yargısına öz (benlik) yeterlik denilmektedir (Bandura, 1986, 1997). Kinzie, Delcourt ve Powers (1994) öz yeterliği, bireyin çaba ve sebat gerektiren belirli bir görevi yerine getirmede ihtiyaç duyduğu özgüven olarak ifade etmiştir.

Bireyin başarı algısının oluşması ve gelişmesi için gerekli motivasyonu sağlayan öz yeterlik algısının temelleri bireyin yetiştiği yapılarda atılmaktadır. Bu yapıların önde geleni de ailedir.

Kağıtçıbaşı’na (1996; 2005) göre öz (benlik) algısının şekillenmesinde 3 farklı aile değişkeni vardır.

Bunlardan ilki, hem ekonomik hem de duygusal alanlarda kuşaklar arası karşılıklı bağımlılık üzerine temellenen geleneksel aile modelidir.

İkincisi, ekonomik ve duygusal alanlarda nesiller arası bağımsızlığın öne çıktığı bağımsız aile modelidir.

Üçüncüsü ise, diğer iki aile modelinin diyalektik bir bileşkesini oluşturan psikolojik karşılıklı bağımlı aile modelidir. Bu son model kuşaklar arası psikolojik karşılıklı bağımlılık ve ekonomik bağımsızlığı içinde barındırır.

Kağıtçıbaşı’na göre bu farklı aile modelleri farklı benlik tiplerinin gelişmesine yol açar.

İlk benlik tipi, özerkliğin düşük, ilişkiselliğin yüksek olduğu bağımlı ilişkisellik benliktir.

İkinci benlik tipi, özerkliğin yüksek, ilişkiselliğin düşük olduğu özerk-ayrışık benlik tipidir.

Üçüncü benlik tipi, hem özerkliğin, hem ilişkiselliğin yüksek olduğu özerk-ilişkisel benlik tipidir. Dördüncü benlik tipi, ana baba ihmali ya da ilgisizliğini yansıtan bağımlı-ayrışık benliktir.

Öz yeterlik algısının, bilişsel süreçlerde anahtar bir güdüleyici rolü vardır (Çetin, 2008; Özerkan, 1997). Bandura (1986, 1997) öz yeterlik algısının, insan davranışlarının ve davranış değişikliklerinin temel belirleyicilerinden biri olduğunu, bireyin becerileri konusundaki inançlarının, sadece davranışlarını değil, düşünme süreçlerini ve güdüsünü de etkilediğini belirtmektedir.

öz yeterlik algısı üniversite öğrencileri üzerine bir inceleme

Bandura’ya (1986, 1997) göre öz yeterlik inancı yüksek olan insanlar yeni karşılaştıkları ve mücadele etmek durumunda oldukları yaşantılardan kaçmazlar ve eylemlerini başarılı bir şekilde tamamlamak için oldukça kararlı davranmaktadırlar. Bu nedenle, bireyin yaşamını anlamlandırabilmesi ve kendisini gerçekleştirebilmesi için öz yeterlik algısının bireyi harekete geçiren bir katalizör görevi gördüğü söylenebilir.

Birey ne kadar potansiyele ve avantaja sahip olursa olsun belli bir konuda yeterlilik hissetmiyorsa eyleme başlama ve sürdürme konusunda güçlük yaşayabilir. Bu durum bir kısır döngü haline gelebilir. Bu kısır döngü bireyin genel olarak yetersizlik duygusunu hissedip, kendisini potansiyellerine rağmen ifade edememesine hatta engellemesine, bir diğer ifadeyle kendisini gerçekleştirememesine neden olabilir.

Olumlu öz yeterlik algısına sahip bireylerin isteyerek eyleme girişmelerinin yanı sıra, güçlükler karşısında daha dayanıklı ve ısrarcı oldukları; zorlu işleri, kaçınılması gereken eylemler olarak değil, üzerinde çalışıp kendilerini geliştirmeleri gereken alanlar olarak algıladıkları görülmektedir (Pajares ve Schunk, 2001). Ayrıca, öz yeterlik algısı düşük olan bireylerin güç işlerden kaçındıkları, güçlükler karşısında çabuk pes ettikleri ve daha fazla stresle daha düşük performans gösterip daha başarısız oldukları görülmektedir (Tschannen-Moran ve Hoy, 2001).

Eğitim ile ilgili araştırmalar öz yeterlilik algılarının, öğrencilerin motivasyonunu kestirmede çok önemli bir ölçüt olduğunu göstermektedir (Dembo, 2004; Kauchak ve Eggen, 1998).

Bireyin bir şeyi başaracağına ilişkin inancı aynı zamanda motivasyonunu da yükseltmektedir. Dembo (2004), öz yeterlik düzeyinin bir termometre gibi olduğunu, bireyin çalışmalarını ve öğrenmelerini etkilediğini ve değiştirdiğini belirtmektedir.

Schunk ve Zimmerman (1998) ise öz yeterliliğin başarıyı etkilemede tek etken olmadığını; yüksek düzeyde öz yeterliğin, bilgi ve becerinin yokluğunda, tam bir performans üretmediğini; sadece beklenen sonuçlara etki ettiğini ve öğrencilerin aktivitelerinde pozitif sonuçlara yol açtığını belirtmektedir.

Schunk (2000), öz yeterliği düşük olan öğrencilerin öğrenme durumundan veya görevinden kendilerini alı koyduklarını belirtmektedir. Alan yazından, öz algılarının bireyin bir konuda eyleme geçebilmesini belirleyen önemli bir iç dinamik olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, yüksek (olumlu) öz yeterlik algılarının bireyin eyleme geçmesini tetiklediği, düşük (olumsuz) öz yeterlik algılarının ise bireyin eyleme geçmesini engellediği söylenebilir.

Öz yeterlik algıları üniversite öğrencileri içinde önemli bir etkendir. Çünkü üniversite dönemi bireylerin kendilerini gerçekleştirmede önemli bir yaşam dönemidir. Ergenlikten yetişkinliğe geçiş aşaması olan bu dönemde öğrenciler birçok farklı durumla karşılaşabilmektedir.

Kimlik krizi, kuşak çatışması, sosyal beklentiler ile kişisel isteklerde uyuşmazlık, karşı cinsle olan ilişkiler, yaşanan biyolojik değişim ve yerine getirilmesi gereken gelişimsel görevler gibi pek çok etken ergenlik sürecinde bireylerin yaşamını etkilemektedir (Onur, 2001; Ünal ve Şahin, 2013). Bunlara ek olarak ergenliğin son dönemine denk gelen üniversite yaşantısının da bireylerin yaşamını etkilediği ve değiştirdiği söylenebilir.

Üniversite yaşamında öğrencilerin kendilerine güvenmeleri, bireysel hareket etmeleri ve kendi kararlarını almaları beklenmektedir. Kendisine ve yaşamına ilişkin olumsuz duygulara ve algılara sahip ergenlerin üniversite yaşantısına uyum sağlamakta zorlanabileceği söylenebilir.

Ergenlik döneminde, edinilen olumsuz düşüncelerin, duyguların, davranışların ve alışkanlıkların üniversite yaşantısında ciddi bir dezavantaja döneceği ve bireyin üniversite yaşantısında bunlarla baş etmek zorunda kalacağı ortadadır (Erol ve Ercan, 2015).

Ekolojik bakış açısı, bireyin içinde bulunduğu ortamdan bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulamaktadır (Bronfenbrenner, 1979). Diğer ifadeyle, bireyin içinde bulunduğu yerin sosyal ve kültürel özellikleri bireyin kişiliğini de şekillendirmektedir. Bu bağlamda yaşanılan yerleşim yerinin, ebeveyn tutumlarının ve lise eğitiminin ergenlerin öz yeterlik algılarını etkileyen önemli faktörler olduğu söylenebilir.

Farklı gruplar üzerinde yapılan çalışmalarda; akademik-sosyal-duygusal öz yeterlik algısı yüksek (olumlu) olan bireylerin öz (benlik) kavramlarının daha olumlu olduğu (Altun ve Yazıcı, 2013; Aypay, 2010; Bong ve Skaalvik, 2003; Hermann, 2005; Judge, Van Vianen ve De Pater, 2004; Luszczynska, Scholz ve Schwarzer, 2005; Pajares ve Schunk, 2001) ve yaşamlarından daha fazla doyum aldıkları (Caprara ve Steca, 2005; Lightsey Jr ve diğerleri, 2013; Özbay, Palancı, Kandemir ve Çakıcı, 2012; Telef ve Ergün, 2013; Vecchio, Gerbino, Pastorelli, Del Bove ve Caprara, 2007) görülmüştür.

Kendilerine ve yaşamlarına ait olumlu duygulara ve algılara sahip olan bireylerin ise daha etkili problem çözdükleri ve stresli yaşam olaylarına karşı daha dirençli oldukları bilinmektedir (Huebner, Suldo, Smith ve McKnight, 2004). Bu bağlamda, alan yazında yapılan çalışmalara ek olarak, üniversite öğrencilerinin genel öz yeterlik algılarının farklı değişkenler açısından incelenmesinin alanyazına katkı sağlayabileceği değerlendirilmiştir.

Üniversite öğrencilerinin genel öz yeterlik algıları ile ilişkili farklı değişkenlerin ortaya konması, olumsuz öz (benlik) algılarına sahip öğrencilerin tespitinde ve bu öğrencilerin duyuşsal gelişimlerini sağlamaya yönelik verilebilecek “psikososyal eğitimlerin” düzenlenmesinde fayda sağlayabilir. Ayrıca bu araştırmadan elde edilen bulgular ile varılacak sonuçların ve yapılan önerilerin psikolojik danışma ve rehberlik hizmetini veren alan uzmanlarına, benzer konularda çalışacak olan araştırmacılara ve üniversite yönetimlerine yol gösterici olabileceği değerlendirilmektedir.

 

Kaynak:https://www.doktorsitesi.com/psikolog-murat-erol/psikoloji/yozgat

Öğrenelim Portal

Bildiğinizi sanmanız, öğrenmemenizin en büyük düşmanıdır.

İlgili Makaleler

4 Yorum

  1. Eğitim fakültesinde ayrıntılı olarak bu konuları öğrenmiştik.
    Fakat gün geçtikçe unutuyoruz.Yeni akımlar anlayışlar geliyor.
    Siteniz bu konuda çok güncel..
    Emeğinize sağlık takipteyim.

  2. Üniversite okurken hocalarımız bu konuları anlatmıştı. Şimdi sizin yazınızda da buy konuları görünce eski yıllara gittim. Teşekkür Ederim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı