Psikoloji

Genç Yetişkinliğin Öncesinde Olan Ergenlerin Yaşam Doyumu

“Utangaçlık” ve “Öz Yeterlik Algısı”nın Rolü

Eşleştirilen

Genç Yetişkinliğin Öncesinde Olan Ergenlerin Yaşam Doyumu

“Utangaçlık” ve “Öz Yeterlik Algısı”nın Rolü

Son yarım asırdır psikoloji alanında yapılan araştırmalar ile bireylerin duygu, düşünce ve davranışları üzerinde çeşitli kişisel değişkenlerin etkili olduğu görülmüştür. “Konuşursam acaba bana gülerler mi?” veya “Üstesinden gelebilecek miyim?” ya da “Yaşamımdan ne zaman memnun olacağım?” gibi sorular çoğu bireyin kendisine yönlendirdiği ve aslında birbirleri ile ilişkili olan kişisel değişkenlerin sebep olduğu sorulardır.

Bu sorular; “utangaçlık”, “öz yeterlik” ve “yaşam doyumu” kavramlarına işaret etmektedir.

Cheek ve Buss (1981) utangaçlığı, başkalarının karşısında ortaya çıkan huzursuzluk, engellenme ve sosyallikten kaçınma olarak tanımlamıştır.

Jones, Smith ve Briggs (1986) ise utangaçlığı, toplumsal etkileşimden kaçınma ve toplumsal konulara gereğince katılmakta başarısız olma eğilimi olarak tanımlamıştır. Yakın zamana kadar insanların sahip olması gereken önemli bir meziyet olarak sayılan utangaçlık, günümüzde kişilerarası ilişkileri olumsuz etkileyen önemli bir mizaç özelliği olarak görülmektedir.(Cardduci ve Zimbardo 1995, Durmuş 2007, Yüksel 2002).

genç yetişkinliğin öncesinde olan yaşam doyumu

Yapılan araştırmalardan utangaç bireylerin, “diğer insanlar tarafından gülünç bulunacaklarını ve bu nedenle insanların kendilerine acıyacağını” düşündükleri için diğerlerinin dikkatlerini çekecek hiçbir şey söylemedikleri ve yapmadıkları; sosyal ortamlarda kendilerini yeterli derecede ifade edemedikleri ve sosyal ortamlardan kaçındıkları bilinmektedir. (Ervin ve Presler 2011, Henderson ve Zimbardo 1998, Kozanoğlu 2006, Miller 1995, Şahin 2013, Tackett ve ark. 2013, Yüksel 2002, 2005).

Ayrıca, farklı gruplar üzerinde yapılan çalışmalarda ise sosyal öz yeterlik algısının (Caprara ve ark. 2003, Hermann ve Betz 2004, Hill 1989) ve öz saygının (Butt ve ark. 2011, Gökçe 2001, Hamarta ve Demirtaş 2009, Şahin ve Gizir 2014, Tackett ve ark. 2013, Yüksel 2002, 2005) utangaçlığı anlamlı düzeyde yordadığı görülmüştür. Bu bulgulardan, utangaç olan bireylerin olumsuz öz benlik algılarına sahip olduğu söylenebilir.

Benlik algısı, bireylerin kendi özellikleri, yetenekleri ve kişiliğine yönelik duyguları ve değerlendirmeleridir (Bacanlı, 2003). Alanyazında, bireylerin kendilerine yönelik değerlendirmeleri farklı “öz” kavramları ile ele alınmıştır. Bu kavramlardan biri de “öz yeterlik” kavramıdır.

Alanyazında, “algılanan öz yeterlik (Perceived self-efficacy)” ya da “öz yeterlik inancı (Selfefficacybeliefs)” olarak geçen bu kavram, Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramında (Social Learning Theory) dikkati çeken önemli bir kavramdır. Bireyin belli bir edimi gerçekleştirmek için gerekli eylemleri düzenleme ve yürütme gücüne ilişkin yargısına öz yeterlik denilmektedir (Bandura 1977, 1997). Bandura (1977, 1997) öz yeterlik algısının, insan davranışlarının temel belirleyicilerinden biri olduğunu, bireyin becerileri konusundaki inançlarının, sadece davranışlarını değil,düşünme süreçlerini ve güdüsünü de etkilediğini belirtmektedir.

Olumlu öz yeterlik algılarına sahip olan bireyler, isteyerek eyleme girişir, güçlükler karşısında daha dayanıklı ve ısrarcı olur; zorlu işleri, kaçınılması gereken eylemler olarak değil, üzerinde çalışıp kendilerini geliştirmeleri gereken alanlar olarak algılarlar. (Pajares ve Schunk 2001).

Olumsuz öz yeterlik algılarına sahip olan bireyler ise güç işlerden kaçınır, güçlükler karşısında çabuk pes eder ve daha fazla stresle daha düşük performans gösterip başarısız olurlar (Tschannen-Moran ve Hoy 2001). Alanyazında farklı gruplar üzerinde yapılan çalışmalarda, akademik-sosyal-duygusal ve genel öz yeterlik algılarının yaşam doyumunu anlamlı düzeyde yordadığı görülmüştür (Caprara ve Steca 2005, LightseyJr ve ark. 2013, O’Sullivan 2011, Özbay ve ark. 2012, Telef ve Ergün 2013, Sahranç 2007, Vecchio ve ark. 2007). Bu bulgulardan, olumlu öz yeterlik algılarına sahip bireylerin yaşamlarından daha fazla doyum aldıkları söylenebilir.

Yaşam doyumu ruh sağlığında önemli bir faktördür (Diener 1995, Diener ve ark. 1985, Diener ve Suh 1997, Myers ve Deiner 1995, Neugarten ve ark. 1961, Wan ve ark. 1996).

Yaşam doyumu kavramını ilk kez Neugarten ve arkadaşları (1961) ele almıştır. Neugarten ve arkadaşları (1961) yaşam doyumunu, bireyin beklentileri (ne istediği) ile elinde olanların (neye sahip olduğu) karşılaştırılması sonucu elde edilen durum ya da sonuç olarak tanımlamıştır. Diener ve arkadaşları ise bireylerin istek ve beklentilerinin karşılandığı oranda yaşamlarından doyum aldıklarını belirtmiştir (Diener 2000, Diener ve ark. 1985, 2003).

Kendi yaşamlarına ait olumlu duygulara ve algılara sahip bireylerin toplum içerisinde daha uyumlu ve üretken oldukları; bireylerin yaşam doyumu düzeyinin, temel olarak o toplumdaki refah düzeyi, sağlık hizmetlerive eğitim olanakları ile ilişkili olduğu; bireylere verilen eğitim, sağlık ve çevre alanındaki hizmetlerin temel amacının yaşam memnuniyetini artırarak insanları mutlu etmesi gerektiği öne sürülmektedir (Diener 2000, Diener ve Seligman 2004, Seligman 2000, Diener ve Suh 1997).

Alanyazından, yaşam doyumu yüksek bireylerin psikolojik-sosyal-fiziksel yönden sağlıklı bir yaşama, yüksek düzeyde sosyal işlevselliğe, sosyal çevrelerinde daha olumlu ilişkilere, yaşamları ile uyumlu bir mizaca ve kişisel gelişime açık bilişsel yapıya sahip olduğu görülmüştür (Diener 1984, 1994, 2000, Diener ve ark. 1999). Ayrıca, yaşamlarına ait olumlu duygulara ve algılara sahip bireylerin daha etkili problem çözdükleri ve stresli yaşam olaylarına karşı daha dirençli oldukları bilinmektedir.(Huebner ve ark. 2004, Matheny ve ark. 2002, Sahranç2007).

Alanyazından “utangaç olan bireylerin aynı zamanda olumsuz benlik algılarına sahip olduğu”, “utangaçlığın ve olumsuz benlik algılarının bireyin bir konuda eyleme geçmesini engellediği” ve “olumsuz benlik algılarına sahip bireylerin aynı zamanda yaşamlarına ilişkin olumsuz algılara da sahip olduğu” anlaşılmaktadır.

Alanyazındaki bu bulgular göz önünde bulundurulduğunda, bu üç kavramın üniversite öğrencileri içinde önemli faktörler olduğu düşünülmektedir.

Ergenlikten genç yetişkinliğe geçiş aşamasına denk gelen üniversite sürecinde öğrencilerin çeşitli durumlarla veya zorluklarla karşılaştığı söylenebilir. Özellikle üniversite eğitiminin ilk yılında, üniversite “eğitimine ve yaşantısına” uyum sağlanması ve bu sürecin sağlıklı atlatılması için ergenlerin yeterli düzeyde içsel (kendisine ve yaşamına ilişkin olumlu duygular ve algılar) ve dışsal (aile desteği, sosyoekonomik imkânlar vb.) dinamiklere sahip olması gerektiği düşünülmektedir. Bu bağlamda alanyazında yapılan çalışmalara ek olarak, genç yetişkinliğin öncesinde olan üniversite öğrencisi ergenlerin utangaçlık düzeylerinin, öz yeterlik algılarının ve yaşam doyumlarının birlikte incelenmesinin anlamlı olacağı değerlendirilmiştir.

Alanyazında, öz kavramları ile utangaçlık ya da öz kavramları ile yaşam doyumunu birlikte ele alan çalışmaların olduğu; bu üç kavramı birlikte ele alan çalışmaların (Çelik 2012, Mowrer ve Parker 2004, Neto 1993) ise sınırlı sayıda olduğu görülmüştür.

Mowrer ve Parker’ın (2004) yaptığı çalışmada utangaçlık, öz saygı (self-esteem) ve yaşam doyumunun; Neto’un (1993) yaptığı çalışmada benlik kavramı (self-concept), utangaçlık ve yaşam doyumunun; Çelik’in (2012) yaptığı çalışmada ise cinsel utangaçlık, cinsel benlik algıları (öz güven ve öz yeterlik) ve evlilik yaşam doyumunun birlikte ele alındığı görülmüştür.

Alanyazında, utangaçlığın incelendiği araştırmalarda utangaçlığın yordanan değişken olarak, sosyal öz yeterlik algısının (Caprara ve ark. 2003, Hermann ve Betz 2004, Hill 1989) veya öz saygının (Butt ve ark. 2011, Gökçe 2002, Hamarta ve Demirtaş 2009, Şahin ve Gizir 2014, Tackett ve ark. 2013, Yüksel 2002, 2005) ise yordayıcı değişken olarak ele alındığı görülmüştür. Ayrıca, utangaçlığın mı düşük benlik algılarına yoksa düşük benlik  algılarının mı utangaçlığa neden olduğu veya ikisinin birbirini karşılıklı olarak etkileyip etkilemediği ya da hangisinin hangisi üzerinde daha etkili olduğu konusunda yaygın bir fikir olmadığı görülmüştür.

Bu iki değişkenin çoğunlukla neden (öz algıları) – sonuç (utangaçlık) ilişkisi içerisinde ele alındığı ve birbirlerini karşılıklı ya da aracı değişken olarak etkileyebilecekleri hipotezinin sınırlı sayıda araştırmacı dışında göz ardı edildiği anlaşılmaktadır.

Alanyazındaki yaygın düşünceden farklı olarak, Kemple (1995) öz saygı ile utangaçlığın karşılıklı olarak birbirlerini etkilediğini; Henderson ve Zibardo (1998) olumsuz yaşantıların aynı zamanda öz saygının düşmesine ve utangaçlığın artmasına neden olduğunu; Wadman ve arkadaşları (2008) ise benlik Saygısının yordanmasında utangaçlığın aracı değişken rolüne sahip olduğunu belirtmiştir.

Alanyazındaki bu bulgulardan benlik kavramları ve utangaçlık arasındaki ilişkinin tartışmalı bir konu olduğu anlaşılmaktadır.

Bu çalışmada, utangaçlık ve öz yeterlik algıları arasındaki ilişkilerin incelenmesi sonucunda elde edilecek bulguların alanyazındaki bu tartışmalara yol gösterici olabileceği düşünülmüştür. Ayrıca, utangaç olan ve aynı zamanda olumsuz benlik algılarına sahip bireylerin yaşamlarını nasıl değerlendirdiği ile ilgili olarak, alanyazında yeterli bulgu bulunmamaktadır.

Yapılacak bu çalışma ile kişilerarası ilişkilerde ve sosyal ortamlarda “eyleme geçmekte ve kendini ifade etmekte zorlanan”, “çekingen olan”, “anksiyete yaşayan” ergenlerin kendi yeterliliklerini ve yaşamlarını nasıl değerlendirdikleriyle ilgili ulaşılacak bulgular ile alanyazına katkıda bulunulacağı düşünülmüştür. Ayrıca, bu araştırmadan elde edilen bulgular ile varılacak sonuçların ve yapılan önerilerin “psikolojik danışma ve rehberlik (PDR) birimlerinde çalışan uzmanlara”, “benzer konularda çalışacak olan araştırmacılara”, “eğitimcilere” ve “üniversite yönetimlerine” yol gösterici olabileceği değerlendirilmiştir.

genç yetişkinliğin öncesinde olan yaşam doyumu

Araştırma Sonuçları

Bu araştırmada, üniversitelerin birinci sınıfında öğrenim gören ergenlerin utangaçlık düzeyleri, öz yeterlik algıları ve yaşam doyumları arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bu çalışmada utangaçlık ve öz yeterlik algısı hem yordayıcı (bağımsız) hem de aracı (mediator) değişken olarak; yaşam doyumu ise yordanan (bağımlı) değişken olarak ele alınmıştır.

Araştırmanın sonucunda, Baron ve Kenny’nin (1986) hiyereraşik regresyon modelinde belirtilen “aracı değişkenin rolünün belirlemesi için gerekli olan” tüm koşulların hem utangaçlık hem de öz yeterlik algısı için ayrı ayrı sağlandığı görülmüştür.

Araştırmanın sonucunda ilk olarak, utangaçlık düzeyi yüksek olan ergenlerin olumsuz öz yeterlik algılarına sahip olduğu; utangaçlık düzeyi yüksek olan ergenlerin düşük yaşam doyumuna sahip olduğu; öz yeterlik algıları olumlu olan ergenlerin ise yüksek yaşam doyumuna sahip olduğu görülmüştür.

Araştırmanın sonucunda son olarak, utangaçlık ve öz yeterlik algısı ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide hem utangaçlığın hem de öz yeterlik algısının aynı zamanda bağımsız (yordayıcı)ve etkili bir aracı (mediator) değişken rolüne sahip olduğu görülmüştür.

Bu sonuçlarla utangaçlık ile öz yeterlik algısı arasındaki ilişkinin bir neden-sonuç ilişkisi olmadığı ve bu iki değişkenin karşılıklı olarak birbirlerini etkiledikleri söylenebilir. Kendisini beğenmeyen, yetersiz gören ve kendisine güvenmeyen (vb. olumsuz duygulara ve algılara sahip olan) bireylerin, kişilerarası ilişkilerde ve sosyal ortamlarda“çekingen oldukları”, “rahat hareket edemedikleri”, “kendilerini rahat ifade edemedikleri” ve “hata yapabileceği, başarısız olabileceği, başkalarının kendisine gülebileceği gibi kaygılar yaşadıkları” bilinmektedir (Caprara ve ark. 2003, Hermann ve Betz 2004, Hill 1989, Kashdan ve Roberts 2004, Learyve Atherton 1986, Maddux ve ark. 1988, Rudy ve ark. 2012,Thomasson ve Psouni 2010).

Benzer şekilde, benlik algıları olumsuz olan bireylerin kendi yaşamlarına ilişkin olumsuz duygulara ve algılara daha fazla sahip oldukları bilinmektedir. (Caprara ve Steca 2005, Erol ve ark. 2015, LightseyJr ve ark.2013, O’Sullivan 2011, Özbay ve ark. 2012, Telef ve Ergün2013, Sahranç 2007, Vecchio ve ark. 2007).

Alanyazında yapılan sınırlı sayıda çalışmada ise utangaçlık, benlik algıları ve yaşam doyumunun birbirleri ile anlamlı ilişkili olduğu bilinmektedir.(Çelik 2012, Mowrer ve Parker 2004, Neto 1993). Bu araştırmadan elde edilen sonuçların da üniversite öğrencisi olan ergen bireyler için bu ilişkileri destekler biçiminde olduğu söylenebilir. Kemple (1995) utangaçlık ile benlik algıları arasında bir kısır döngü olduğunu ve bu iki değişkenin sürekli birbirlerini etkilediklerini savunmaktadır.

Utangaçlık,öz yeterlik algısı ve yaşam doyumu arasındaki ilişkiler bu çerçevede ele alındığında konunun daha anlaşılabilir olduğu düşünülmektedir. Utangaç olan bir birey, kişile arası ilişkilerde ve sosyal ortamlarda hata yapacağı, başarısız olacağı, kendisini ifade edemeyeceği, başkalarının kendisine gülebileceği,hareket edemeyeceği vb. akılcı olmayan duygu, düşünce ve inançları nedeniyle kendisine ve yeterliliklerine ilişkin olumsuz algılar geliştirebilir. Benzer şekilde,olumsuz benlik algılarına sahip olan bir birey, kişiler arası ilişkilerde ve sosyal ortamlarda kendisini rahat ifade etme, iletişime geçme, eyleme geçme vb. sosyal becerilerde kendisini yetersiz göreceği ve kendisine güvenmeyeceği için hata yapacağı ve başarılı olamayacağı gibi akılcı olmayan duygu, düşünce ve inançları nedeniyle utangaçlık duygusuna kapılabilir ya da utangaçlığını artırabilir.

Yaşanılan olumsuz deneyimlerin artması sonucunda,utangaçlık ve öz yeterlik algısı arasındaki bu ilişkinin kısır bir döngüye dönüşmesi ile olumsuz duygu, düşünce ve inançların kronik bir hale geldiği söylenebilir. Bu kısır döngü sonucunda oluşan birleşik etki (hem utangaç olma hem de olumsuz öz yeterlik algılarına sahip olma) nedeniyle de bireylerin yaşamlarından yeterli oranda memnun olmamalarının kaçınılmaz bir sonuç olduğu düşünülmektedir.

Sonuç olarak bu araştırmada “utangaçlık”, “öz yeterlik algısı”ve “yaşam doyumu” arasındaki ilişkilerin ortaya konması ile alanyazına katkıda bulunulduğu düşünülmektedir. Bu araştırmadan elde edilen verilerin öğrencilerin kişisel ifadelerine dayalı olması bu araştırma için bir sınırlılıktır. Ayrıca, çalışma grubunun utangaçlık düzeyleri, genel öz yeterlik algıları ve yaşam doyumları kullanılan ölçeklerin ölçtüğü özelliklerle sınırlı olmuştur.

Çalışma grubundan elde edilen verilerin gerçeğe yakın olabilmesinde; çalışma grubunun özelliklerine uygun ölçme aracının seçilmesinin ve araştırma verilerini toplama sürecinde iyi bir yapılandırma yapılmasının (aydınlatılmış onam) araştırmanın sınırlılıklarını azaltmada önemli faktörler olduğu düşünülmektedir. Bu araştırmada bu hususlara dikkat edilmiştir.

Psikolojik danışma ve rehberlik (PDR) hizmeti veren birimlerdeçalışan alan uzmanları açısından değerlendirdiğimizde:

Yaşamlarına ilişkin olumsuz algılara sahip olan danışanların,“utangaç” ve “olumsuz benlik algılarına sahip” bireyler olabilecekleri göz önünde bulundurulmalıdır.

Bireylerin içsel dinamiklerine ilişkin farkındalık kazanmalarına yardımcı olmak uzmanların görevidir. Bu kapsamda uzmanlar; “kendini beğenmeyen ve yetersiz gören”, “kişilerarası ilişkilerde ve sosyal ortamlarda atılgan olmayan” ve “yaşamından memnun olmayan” danışanlara, sosyal becerilerini geliştirme ve bu becerileri test etme imkânı sağlayan “psiko-eğitim programları” düzenleyebilir.

Psiko-eğitim programları, “bireylerin kriz durumlarıyla ve gelişimsel sorunlarla” baş etmesine veya problemlerin önlenmesine” yardım etmeye yönelik eğitim gruplarıdır.

Bu gruplar sosyal becerilerin geliştirilmesine odaklıdır ve önleyici ya da çare bulucu olabilir (Brown, 2013). Bu kapsamda önleyici, koruyucu ve gelişimsel psikolojik danışmave rehberlik hizmetlerinde psiko-eğitimlerin önemli olduğu düşünülmektedir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı açısından değerlendirdiğimizde:

Sosyal beceriler ilişkilerimizin daha sağlıklı olmasını sağlamaktadır. Bireyler, sosyal becerilerini dolaylı veya dolaysız olarak model alma yoluyla öğrenmektedir.(Brown 2013).

Ergenlik döneminde bireylerin kendileri (Adana ve Kutlu2009, Özkan 1994) ve yaşamlarıyla (Tuzgöl-Dost 2007,2010) ilgili olumlu duygulara ve algılara sahip olmalarında;ayrıca, utangaçlık düzeylerinin (Erol ve Avcı-Temizer 2015,Gökmenoğlu 2011, Hamarta ve ark. 2010) düşük olmasında anne-baba tutumunun etkili olduğu bilinmektedir.

Bu kapsamda konu değerlendirildiğinde, alan uzmanları tarafından aile yaşam merkezleri bünyesinde; çocukları ile iletişim sorunları yaşayan anne-babalara “ergen bireyler ile iletişim” ve“olumlu anne-baba tutumu” gibi eğitimler verilebilir. Bu tür eğitimlerin geleceğin yetişkinlerinin ruhsal yönden daha sağlıklı bireyler olmalarına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Araştırmacılar açısından değerlendirdiğimizde:

Kendisi ve yaşamı ile ilgili olumlu duygulara ve algılara sahip bireylerin, üniversite eğitiminden ve yaşantısından maksimum düzeyde verim sağlayacağı ve akranlarına göre daha başarılı olabileceği öngörülebilir bir durumdur.

Bu çerçevede genç yetişkinliğin öncesinde olan ergenlerin “içsel dinamiklerinin” ve “bu dinamikleri harekete geçiren veya engelleyen etkenlerin” ayrıntılı olarak araştırılmasının alanyazına ve özellikle de “geleceğin dünyasına” katkıda bulunacağı düşünülmektedir.

 

Kaynak: https://www.doktorsitesi.com/psikolog-murat-erol/psikoloji/yozgat

Etiketler

Öğrenelim Portal

Bildiğinizi sanmanız, öğrenmemenizin en büyük düşmanıdır.

İlgili Makaleler

8 Yorum

  1. “Utangaçlık,öz yeterlik algısı ve yaşam doyumu arasındaki ilişkiler bu çerçevede ele alındığında konunun daha anlaşılabilir olduğu düşünülmektedir. Utangaç olan bir birey, kişile arası ilişkilerde ve sosyal ortamlarda hata yapacağı, başarısız olacağı, kendisini ifade edemeyeceği, başkalarının kendisine gülebileceği,hareket edemeyeceği vb. akılcı olmayan duygu, düşünce ve inançları nedeniyle kendisine ve yeterliliklerine ilişkin olumsuz algılar geliştirebilir.” bir eğitimci olarak bu problemlerin çocuklardaki yansımasını o kadar çok görüyorum ki , bu konuda özellikle bizlere çok iş düşüyor. saygılar çok güzel bir konuya değinilmiş

  2. bu yazıyı gençlerin mutlaka okuması gerekiyor. bu değerli paylaşımınız için teşekkür ederim.

  3. Yaşam doyumu ruh sağlığında önemli bir faktördür. Yakın zamana kadar insanların sahip olması gereken önemli bir meziyet olarak sayılan utangaçlık, günümüzde kişilerarası ilişkileri olumsuz etkileyen önemli bir mizaç özelliği olarak görülmektedir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı