Psikoloji

Ergenlerin Utangaçlık Düzeylerinin İncelenmesi

Eşleştirilen

Ergenlerin Utangaçlık Düzeylerinin İncelenmesi

Bulunduğumuz yüzyıl bireylerin kendilerini varedebilme savaşı verdiği ve çalıştığı alanlarda başarı sağlayabilmek amacıyla tüm kaynaklarını kullanması gerekliliğine inandığı bir yüzyıldır. “Olmak” diğer bir ifadeyle bireyin kendisini var edebilmesi, yani Bandura’ya (1997) göre kendisini gerçekleştirebilmesi evrensel bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı karşılayabilmek için birey, öncelikli olarak kendi iç kaynaklarına başvurmaktadır.

Dış kaynakların fazlalığı ve değerlendirilebilir durumda olması, iç kaynakların kullanılamaması durumunda bir anlam ifade etmemektedir. Bu nedenle bireyin kendini gerçekleştirebilmesi, başarılı olabilmesi, başarısının devamlılığını  sağlayabilmesi, bu yönde eylemde bulunabilmesi için öncelikle bireyin kendisine ait olumlu algılara sahip olması ve kendini yeterli hissetmesi gerekmektedir.

Utangaçlık bireyin bir konuda eyleme geçebilmesini engelleyen veya belirleyen önemli bir iç dinamiktir.

Cheek ve Buss (1981) utangaçlığı,“başkalarının karşısında ortaya çıkan huzursuzluk, engellenme ve sosyallikten kaçınma” olarak tanımlamıştır.

Jones, Smith ve Briggs (1986) ise utangaçlığı, toplumsal etkileşimden kaçınma, toplumsal konulara gereğince katılmakta başarısız olma eğilimi olarak tanımlamıştır. Ancak utangaçlık, salt bir sosyallikten kaçınma olarak değerlendirilerek basite  alınmamalıdır. Çünkü bireyler, sosyal ortamlarda “kendilerini ifade edebildiklerinde” ve “onay alabildiklerinde” özlerine ilişkin yeterlikleri gelişmekte ve buna bağlı olarak da sahip oldukları potansiyelleri değerlendirebilmektedirler. Ancak, utangaç bireyler bu durumun tam tersini yaşamakta ve buna bağlı olarak sosyal ortamlardan kendilerini soyutlamaktadırlar.(Caprara, Steca, Cervone ve Artistico, 2003; Hermann ve Betz, 2004).

Utangaç bireylerin, “diğer insanlar tarafından gülünç bulunacaklarını ve bu nedenle insanların kendilerine acıyacağını” düşündükleri için diğerlerinin dikkatlerini çekecek hiçbir şey söylemedikleri ve yapmadıkları; sosyal ortamlarda kendilerini yeterli derecede ifade edemedikleri ve sosyal ortamlardan kaçındıkları bilinmektedir.(Gard, 2000; Henderson ve Zimbardo 1998; Kimmel ve Weiner, 1985; Yüksel, 2005).

Utangaçlığın gelişmesinde anne-baba ve çocuk etkileşiminin önemli olduğu konusunda genel bir düşünce birliği vardır. “Ebeveyni tarafından sürekli azarlanan, aşırı korunup kollanan, inisiyatif kullanmasına izin verilmeyen, yetersiz ya da beceriksiz olduğu kendilerine hissettirilen çocuklar ilerideki yaşamlarında utangaç, çekingen, ürkek, kendi başlarına karar veremeyen, sosyal ilişkiler kurmakta zorluk çeken yetişkinler olarak karşımıza çıkmaktadırlar (Yüksel, 2005).

Yakın tarihlere kadar insanların sahip olması gereken önemli bir meziyet sayılan utangaçlık, günümüzde kişiler arası ilişkileri etkileyen önemli etmenlerden biridir (Cardduci ve Zimbardo, 1995; Durmuş, 2007).

Utangaçlık çocukluk ve ön ergenlik çağlarında takdir edilen bir davranış olarak pekiştirilebilmektedir. Örneğin utangaç bir erkek çocuğu çok sevimli bulunabilmekte veya utangaç bir kız çocuğu “hanım hanımcık” olarak değerlendirilip takdir edilebilmektedir. Ancak, çocukluk ve ön ergenlik çağlarında sosyal onay aracı olabilen utangaçlık ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde birey için travmatik sonuçlar doğurabilmektedir.

ergenlerin utangaçlık düzeylerinin incelenmesi

Utangaçlık ile ilgili alanyazın incelendiğinde;

  • Cinsiyet (Akdoğan, 2007; Durmuş, 2007; Hermann ve Betz, 2004),
  • Doğum sırası (Ray Crozier ve Birdsey,2003),
  • Yaşamın çoğunun geçirildiği yerleşim yeri (Altıok, 2011; Erdal, 2003),
  • Anne-baba tutumu (Gökmenoğlu, 2011; Hamarta, Baltacı, Üre ve Demirtaş, 2010),
  • Anne-baba eğitim düzeyi (Aliyev ve Kalgı, 2014; Cabak, 2002; Gökçe, 2002; Güler- Yılmaz, 2012; Yüksel, 2002, 2005),
  • Ailenin gelir durumu (Cabak, 2002; Gökçe, 2002; Güler-Yılmaz, 2012), okul türü (Güler-Yılmaz, 2012),
  • Algılanan akademik başarı durumu (Cabak, 2002; Yüksel, 2002, 2005),
  • Algılanan kişilik özellikleri (Durmuş, 2007), bağlanma stilleri (Deniz, 2006),
  • İlişki tutumları (Ervin ve Presler, 2011; Tackett, Nelson ve  Busby, 2013; Şahin ve Gizir, 2014),
  • Problem çözme ve stresle başa çıkma stratejileri (Altıok, 2011; Koç, 2006),
  • Onaylanma ihtiyacı (Demirbaş, 2009),
  • Cep telefonu kullanımı (Deniz, Yıldırım ve Çobanyıldız, 2014; Evegü, 2014),
  • İnternet kullanımı (Deniz, Yıldırım ve Çobanyıldız, 2014; Evegü, 2014; Eldeleklioğlu ve Vural-Batık, 2013),
  • Duruş bozukluğu ve fiziksel görünüm algısı (Asl, 2014; Cabak, 2002)
  • Ve sigara içme durumunun (Erdal, 2003) utangaçlık ile ilişkili olduğu görülmüştür. Ayrıca, farklı gruplar üzerinde yapılan çalışmalarda; sosyal öz yeterlik algısının (Caprara, Steca, Cervone ve Artistico, 2003; Hermann ve Betz, 2004), öz saygının (Butt, Moosa, Ajmal ve Rahman, 2011; Gökçe, 2002; Hamarta ve Demirbaş, 2009; Kemple, 1995; Şahin ve Gizir, 2014; Tackett, Nelson ve Busby, 2013; Yüksel, 2002, 2005), yalnızlığın (Erözkan, 2009; Gökçe, 2002; Güler- Yılmaz, 2012) ve yaşam doyumunun (Mowrer ve Parker, 2004) utangaçlık ile ilişkili olduğu görülmüştür.

Utangaçlığı azaltmaya yönelik yapılan deneysel çalışmalarda ise sosyal beceri eğitiminin (Hasdemir, 2005; Kozanoğlu, 2006; Miller, 1995; Yıldırım, 2006), yaratıcı drama ile bütünleştirilmiş grupla psikolojik danışmanın (Durmuş, 2006), bilişsel-davranışçı grup terapisinin (Aydın, Tekinsav- Sütcü ve Sorias, 2010) ve yaratıcı drama eğitiminin (Abacı, 2014) bireylerin utangaçlık düzeyini anlamlı düzeyde azalttığı görülmüştür.

Alanyazın bulguları göz önünde bulundurulduğunda; utangaçlığın, bireylerin davranışlarında önemli bir etkiye sahip olduğu, bireylerin eyleme geçmesini engellediği ve utangaç olan bireylerin olumsuz benlik algılarına sahip olduğu söylenebilir.

Utangaçlık, üniversite öğrencileri içinde önemli bir etkendir. Çünkü üniversite süreci bireylerin kendilerini gerçekleştirmede önemli bir yaşam dönemidir. Ergenlikten yetişkinliğe geçiş aşaması olan bu dönemde öğrenciler birçok farklı durumla karşılaşabilmektedir.

“Kimlik krizi”, “kuşak çatışması”, “sosyal beklentiler ile kişisel isteklerde uyuşmazlık”, “karşı cinsle olan ilişkiler”, “yaşanan biyolojik değişim” ve “yerine getirilmesi gereken gelişimsel görevler” gibi pek çok etken ergenlik sürecinde bireylerin yaşamını etkilemektedir (Onur, 2001; Ünal ve Şahin, 2013). Bunlara ek olarak ergenliğin son dönemine denk gelen üniversite yaşantısının da bireylerin yaşamını etkilediği ve değiştirdiği söylenebilir.

Üniversite yaşamında öğrencilerin kendilerine güvenmeleri, bireysel hareket etmeleri ve kendi kararlarını almaları beklenmektedir. Kendisine ve yaşamına ilişkin olumsuz duygulara ve algılara sahip ergenlerin üniversite yaşantısına uyum sağlamakta zorlanabileceği söylenebilir.

Ergenlik döneminde, edinilen olumsuz düşüncelerin, duyguların, davranışların ve alışkanlıkların üniversite yaşantısında ciddi bir dezavantaja döneceği ve bireyin üniversite yaşantısında bunlarla baş etmek zorunda kalacağı ortadadır.

Farklı gruplar üzerinde yapılan çalışmalarda; utangaçlık düzeyi düşük olan bireylerin, sosyal öz yeterlik algıları (Caprara, Steca, Cervone ve Artistico, 2003; Hermann ve Betz, 2004) ile öz saygılarının (Butt, Moosa, Ajmal ve Rahman, 2011; Gökçe, 2002; Hamarta ve Demirbaş, 2009; Kemple, 1995; Şahin ve Gizir, 2014; Tackett, Nelson ve Busby, 2013; Yüksel, 2002, 2005) daha olumlu (yüksek) olduğu ve yaşamlarından daha fazla doyum aldıkları (Mowrer ve Parker, 2004) görülmüştür.

ergenlerin utangaçlık düzeylerinin belirlenmesi

Kendilerine ve yaşamlarına ait olumlu duygulara ve algılara sahip bireylerin ise daha etkili problem çözdükleri ve stresli yaşam olaylarına karşı daha dirençli oldukları Bilinmektedir.(Altıok, 2011; Huebner ve diğerleri, 2004; Koç, 2006). Benzer şekilde; utangaçlık düzeyi düşük üniversite öğrencilerinin de daha etkili problem çözme becerilerine ve stresle başa çıkma stratejilerine sahip oldukları bilinmektedir (Altıok, 2011; Koç, 2006). Bu bağlamda, alanyazında yapılan çalışmalara ek olarak, üniversite öğrencilerinin utangaçlık düzeylerinin farklı değişkenler açısından incelenmesinin alanyazına katkı sağlayabileceği değerlendirilmiştir.

Üniversite öğrencilerinin utangaçlık düzeyleri ile ilişkili farklı değişkenlerin ortaya konması, utangaç öğrencilerin tespitinde ve bu öğrencilerin duyuşsal gelişimlerini sağlamaya yönelik verilebilecek “psikososyal eğitimlerin” düzenlenmesinde fayda sağlayabilir. Ayrıca bu araştırmadan elde edilen bulgular ile varılacak sonuçların ve yapılan önerilerin, psikolojik danışma ve rehberlik (PDR) birimlerinde çalışan alan uzmanlarına, benzer konularda çalışacak olan araştırmacılara ve üniversite yönetimlerine yol gösterici olabileceği değerlendirilmektedir

Araştırma Sonuçları Ve Öneriler

Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin utangaçlık düzeyleri cinsiyet, doğum sırası, yaşamın çoğunun geçirildiği yerleşim yeri, algılanan anne tutumu, algılanan baba tutumu ve lise ‘eğitimi ve yaşantısı’ yeterlik algısı değişkenlerine göre incelenmiştir. Utangaçlık ile ilgili alanyazında, “lise eğitimi ve yaşantısı yeterlik algısı” değişkeninin ele alındığı bir çalışma olmadığı görülmüştür.

Araştırmanın sonucunda ilk olarak, kız öğrencilerin utangaçlık düzeylerinin erkek öğrencilerden anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmüştür. Alanyazında cinsiyet değişkenine göre utangaçlık düzeylerinin farklılık gösterdiği (Akdoğan, 2007; Durmuş, 2007; Hermann ve Betz, 2004) çalışmalar olduğu gibi; cinsiyet değişkenine göre utangaçlık düzeylerinin farklılık göstermediği (Altıok, 2011; Cabak, 2002; Caprara ve diğerleri, 2003; Çivitçi, 2010; Deniz, Yıldırım ve Çobanyıldızı, 2014; Demirbaş, 2009; Gökçe, 2002; Güler-Yılmaz, 2012; Koydemir,  2006) çalışmalarda mevcuttur.

Utangaçlık kültürel bağlamda ele alınabilen bir kavramdır. Utangaçlık cinsiyete göre farklılaşan bir özellik olmamakla birlikte oluşum kaynakları kültürel bağlamda  cinsiyete göre farklılık gösterebilir. Kız ve erkek bireylere yüklenen sosyal roller ve beklentiler kız ergenlerin aleyhine utangaçlık düzeyinin farklılık gösterebileceğini düşündürebilmektedir.

Araştırma sonuçları bu düşünceyi destekler niteliktedir. Araştırma sonucunda, kardeşi olmayan tek çocuk olan öğrencilerin utangaçlık düzeylerinin, doğum sırasında ilk çocuk, ortanca çocuk ve son çocuk olan öğrencilerden anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu; doğum sırasında ilk çocuk, ortanca çocuk ve son çocuk olan öğrencilerin ise benzer utangaçlık düzeylerine sahip olduğu görülmüştür.

Farklı gruplar üzerine yapılan çalışmalarda, doğum sırasına göre utangaçlık düzeyinin (Ray Crozier ve Birdsey, 2003), yaşam doyumunun (Koçak ve İçmenoğlu, 2012), benlik kavramının (Adana, Arslantaş ve Şahbaz, 2012; Çelik, 1994; Yiğit, 2010) ve sosyal fobinin (Gültekin ve Dereboy, 2011) farklılık göstermediği görülmüştür.

Bazı çalışmalarda ise doğum sırasının stresle başa çıkma stratejilerini anlamlı düzeyde yordadığı (Kalkan ve Koç, 2008), ilk çocuğun daha iyimser olduğu (Koçak ve İçmenoğlu, 2012) ve tek çocuğun anne babaları ile ilişkilerinde daha az çatışma yaşadıkları (Oskay, 1990) görülmüştür.

Adler, tek çocuğun yalnız başına yetiştiği için toplumsal davranışlarının gelişmediğini; paylaşmayı ve diğer çocuklarla işbirliği yapmayı öğrenemediğini; akranlarıyla ilişki kurmada zorluk yaşadığını belirtmektedir (Burger, 2006; Corey, 2008; Murdock, 2012). Bu araştırmadan elde edilen sonuçların Adler’in kuramı ile benzerlik gösterdiği söylenebilir.

Araştırma sonucunda, üniversite eğitimine kadar şehirde, ilçede, kasabada ve köyde yaşayan öğrencilerin farklı utangaçlık düzeylerine sahip olduğu; yaşamının büyük bölümünün geçirildiği yerleşim yerinin büyüklüğü azaldıkça, öğrencilerin utangaçlık düzeyinin arttığı görülmüştür.

Farklı gruplar üzerine yapılan çalışmalarda yaşamının büyük bölümünü kasaba ve köyde geçiren bireylerin, yaşamının büyük bölümünü şehirde ve ilçede geçiren bireylere göre yüksek düzeyde utangaçlığa (Altıok, 2011; Erdal, 2003), düşük düzeyde öz saygıya ve atılganlığa sahip olduğu bulgularına ulaşılmıştır.(Dinçer ve Öztunç, 2009; Kahriman, 2005; Yılmaz ve Ekinci, 2001). Bu araştırmadan elde edilen sonuçların üniversite öğrencileri için de bu ilişkileri destekler biçiminde olduğu söylenebilir.

Bu araştırmanın bulguları ile yaşanılan yerleşim yerinin nüfus büyüklüğü ve buna bağlı olarak sosyal imkânları arttıkça bireylerin utangaçlık düzeylerinin azaldığı söylenebilir. Yılmaz ve Ekinci (2001), kırsal bir kesimde ergen bireylerden beklenen rollerin şehirde veya büyük şehirde olduğundan daha pasif ve bağımlı nitelikte  olduğunu; ergen bireylerin kırsal kesimde toplumun beklentileri doğrultusunda daha çekingen bir tutum sergileyebileceklerini belirtmektedir. Ekolojik bakış açısı bireyin içinde bulunduğu ortamdan bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulamaktadır.(Bronfenbrenner,1979).

Bireyin mikro ve makro sistemi, bir diğer ifadeyle içinde bulunduğu yer ve yerin sosyal ve kültürel özellikleri bireyin kişiliğini de şekillendirmektedir. Bireyin yerleşim yerinin büyüklüğü sosyal etkileşimini destekleyebilir; diğer taraftan üniversiteye kadar yaşantısını kırsal kesimde geçiren üniversite öğrencisi birçok sosyal deneyimi ilk kez üniversitede yaşıyor durumunda olabilir. Bu nedenle yaşamının büyük bölümünü kırsal kesimde geçiren üniversite öğrencileri, ikili ilişkilerde ve sosyal ilişkilerde şehirde yaşayan üniversite öğrencilerine göre daha utangaç davranabilir. Bu nedenle üniversite hayatında sosyal deneyimlerin pekiştirilmesi utangaçlığı azaltıcı bir faktör olabilir.

Araştırmanın sonucunda, annesinin ve babasının tutumunu otoriter/ baskıcı/ aşırı koruyucu veya ilgisiz olarak algılayan öğrencilerin utangaçlık düzeylerinin demokratik olarak algılayan öğrencilere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür.

Farklı gruplar üzerine yapılan çalışmalarda anne-babasının tutumunu otoriter, baskıcı, aşırı koruyucu ve ilgisiz olarak algılayan bireylerin,

Demokratik olarak algılayan bireylere göre

  • Yüksek düzeyde utangaçlığa (Gökmenoğlu, 2011; Hamarta ve diğerleri, 2010),
  • Yüksek düzeyde sosyal kaygıya (Erkan, 2002; Erkan, Güçray ve Çam, 2002; Horsch, 2004; Karacan, Şenol ve Şener, 1996),
  • Olumsuz öz algılarına (Adana ve Kutlu, 2009; Özkan, 1994),
  • Düşük düzeyde güvengenliğe (Saruhan, 1996; Tataker, 2003),
  • Düşük düzeyde yaşam doyumuna ve öznel iyi oluşa (Dost, 2007, 2010; Çivitçi, 2009),
  • Yüksek düzeyde tükenmişliğe (Çapulcuoğlu ve Gündüz, 2013),
  • Düşük düzeyde eleştirel düşünceye (Tümkaya ve Aybek, 2008) sahip olduğu bulgularına ulaşılmıştır. Bu araştırmadan elde edilen sonuçların üniversite öğrencileri için de bu ilişkileri destekler biçiminde olduğu söylenebilir. Birey ile anne-baba etkileşimi bireyin kişiliğine doğrudan etki yapmaktadır.

Kılıçcı (2006) otoriter, ilgisiz ve reddedici aile ortamında yetişen çocukların  demokratik aile ortamında yetişen çocuklara göre daha çekingen, içedönük ve utangaç olduklarını belirtmektedir.

Alanyazından, otoriter/ baskıcı/ aşırı koruyucu ebeveyn tutumu ile yetişen bireylerin bağımsız hareket edemediği ve sorumluluk alamadığı (hata yapma ve hatalardan sonuç çıkarma deneyimlerini yaşayamadığı) için bulundukları sosyal ortamlarda pasif, çekingen, utangaç oldukları ve kaygı yaşadıkları anlaşılmaktadır. Bağımsızlaşma da önemli bir gelişim dönemi olan ergenlik dönemi ve üniversite yaşantısının bu tutumdan kaynaklı oluşan alışkanlıkların devamını desteklemeyeceği ortadadır.

Üniversite yaşamında öğrenci bireysel hareket etmek, bireysel olarak kararlarını almak ve uygulamak durumundadır. Bu nedenlerle anne-baba tutumunun yetişkinliğin arifesinde olan ergen bireyler için çok önemli bir faktör olduğu  söylenebilir.

Araştırmanın sonucunda son olarak, lisede aldığı eğitimi ve geçirdiği lise yaşantısını üniversite ‘eğitimi ve yaşantısı’ için yeterli olduğunu düşünen öğrencilerin, yeterli olduğunu düşünmeyen veya bu konuda kararsız olan öğrencilere göre utangaçlık düzeylerinin anlamlı düzeyde daha düşük olduğu görülmüştür.

Bu araştırmada belki de en ilginç ve dikkate değer bulgunun bu olduğu söylenebilir. Erol, Çelik ve Üçok’un (2015) yaptığı çalışmada, lisede aldıkları eğitimin öğrenci seçme ve yerleştirme sınavına (ÖSYS) hazırlık için yeterli olduğunu düşünen  öğrencilerin, yeterli olduğunu düşünmeyen veya bu konuda kararsız olan öğrencilere göre daha olumlu benlik algılarına ve yaşam doyumlarına sahip olduğu görülmüştür.

Erol ve Ercan’ın (2015) yaptığı çalışmada ise lisede aldıkları eğitimin üniversite eğitimi için yeterli olduğunu düşünen yabancı uyruklu öğrencilerin, yeterli olduğunu düşünmeyen veya bu konuda kararsız olan yabancı uyruklu öğrencilere göre daha olumlu epistemolojik anlayışlara ve benlik algılarına sahip olduğu görülmüştür.

Bu araştırmadan elde edilen sonuçların da bu ilişkileri destekler biçiminde olduğu söylenebilir. Ergenlik, kişiliğin son şeklini aldığı ve bireyin duyuşsal gelişiminde önemli bir dönemdir. Lise eğitimi ergenliğin ortalarına, üniversite eğitimi ise ergenliğin son dönemine denk gelmektedir. Lise eğitiminde edinilen olumsuz düşüncelerin,  duyguların, davranışların ve alışkanlıkların üniversite yaşantısında ciddi bir dezavantaja döneceği ve bireyin üniversite yaşantısında bunlarla baş etmek zorunda kalacağı ortadadır.(Erol ve Ercan,2015).

Bu çerçeveden araştırma bulgusu ele alındığında; lisede aldığı eğitimi ve geçirdiği lise yaşantısını, üniversite ‘eğitimi ve yaşantısı’ için yeterli bulmayan öğrencilerin utangaçlık düzeylerinin anlamlı olarak daha yüksek olmasının, doğal bir neden-sonuç ilişkisi olduğu söylenebilir.

Bu araştırmada cinsiyet, doğum sırası, yaşamın çoğunun geçirildiği yerleşim yeri, algılanan anne-baba tutumu ve lise ‘eğitimi ve yaşantısı’ yeterlik algısı değişkenine göre utangaçlık düzeylerinin anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği görülmüştür. Utangaçlığın bu değişkenler ile olan ilişkisinin ortaya konması ile alanyazına katkı sağlandığı söylenebilir.

Bu araştırmadan elde edilen verilerin öğrencilerin kişisel ifadelerine dayalı olması bu araştırma için bir sınırlılıktır. Ayrıca, örneklem grubunun utangaçlık düzeyleri kullanılan ölçeğin ölçtüğü özelliklerle sınırlı olmuştur.

Psikolojik danışma ve rehberlik (PDR) birimlerinde çalışan alan uzmanları açısından değerlendirildiğinde:

Üniversitelerin PDR birimlerine utangaçlık sorunu, sosyal fobi, sosyalleşememe, kendine güvensizlik gibi şikâyetlerle başvuran öğrencilerin durumlarının değerlendirilmesinde bütüncül bir yaklaşım sergilenebilir. İlgili alanyazından bireyin yetiştiği ve içinde bulunduğu ortamdan bağımsız olarak ele alınamayacağı anlaşılmaktadır. Öğrencilerin “aile yapısının”, “anne baba tutumunun” ve “yaşanılan yerleşim yerinin sosyal ve kültürel özelliklerinin”, “bir önceki eğitim (lise) yaşantısının” utangaçlığın kaynağını belirlemede ve bu kapsamda farkındalık oluşturmada önemli etkenler olduğu anlaşılmaktadır.

Bireyin içsel kaynaklarını harekete geçirmek PDR birimlerinde çalışan alan  uzmanlarının görevidir. Sağlıklı bir üniversite yaşantısı, bireyin sahip olduğu olumsuz özelliklerin ve alışkanlıkların değişimini olumlu yönde sağlayabilir. Bu nedenle utangaç bir öğrenci için üniversite yaşamı fırsata dönüştürülebilir.

Bu amaçla PDR birimlerinde çalışan alan uzmanları utangaç öğrencilere yönelik küçük gruplardan oluşan “utangaçlıkla baş etme”, “kişilerarası iletişim”, “olumlu benlik saygısı” becerileri geliştirme gibi psiko-eğitim programları düzenleyebilirler. “Psikoeğitim, katılımcılara bir kriz durumuyla ya da gelişimsel konularla baş etmede veya problemlerin önlenmesinde yardım etmeye yönelik eğitimlerdir. Bu eğitimler, sosyal becerilerin geliştirilmesine odaklıdır ve önleyici ya da çare bulucu olabilir” (Brown, 2013). Bu kapsamda; önleyici, koruyucu ve gelişimsel psikolojik danışma ve rehberlik  hizmetlerinde alan uzmanlarının vereceği psiko-eğitimlerin önemli olduğu  düşünülmektedir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı açısından değerlendirildiğinde:

Gelecekle ilgili ciddi kararların alınabildiği ergenlik döneminde bireylerin kendileri ve yaşamlarıyla ilgili olumlu duygulara sahip olmalarında ve utangaçlık düzeylerinin düşük olmasında demokratik anne-baba tutumlarının önemli olduğu görülmektedir. Ergenlik döneminde olan çocukları ile iletişim problemleri yaşayan anne babalara, aile yaşam merkezleri bünyesinde “ergen bireyler ile iletişim”, “olumlu anne-baba tutumu” vb. konularda alan uzmanlarının verdiği eğitimler düzenlenebilir. “Sosyal ya da yaşam becerileri diğer insanlarla olan etkileşimlerimizi düzeltir ve geliştirir.

Bireyler, sosyal becerilerini dolaylı veya dolaysız olarak model alma yoluyla öğrenir” (Brown, 2013). Bu bağlamda, ebeveyn becerilerini geliştirmeye yönelik alan uzmanları tarafından verilecek psiko eğitimlerin çocuk ve ebeveyn iletişiminin sağlıklı olabilmesi ve aynı zamanda ebeveynlerin çocuklarına olumlu rol modeli olabilmesi için önemli olduğu düşünülmektedir.

Araştırmacılar açısından değerlendirildiğinde:

Örneklem grubundan elde edilen verilerin gerçeğe en yakın olabilmesinde; örneklem grubunun özelliklerine en uygun ölçme aracının seçilmesinin ve veri toplama sürecinde iyi bir yapılandırmanın yapılmasının (çalışma grubunu; çalışmanın amacı hakkında bilgilendirme ve ölçme sonucunun istenirse bireysel olarak paylaşılabileceği gibi hususların) önemli belirleyiciler olduğu düşünülmektedir.

Farklı ölçme araçları ve çeşitli (benzer veya farklı) değişkenler ile çeşitli (benzer veya farklı) gruplarda, araştırmaların yinelenmesinin alanyazına katkıda bulunacağı değerlendirilmektedir. Özellikle çok değişkenli araştırma modelleri oluşturularak, utangaçlık ergenliğin farklı dönemlerinde olan bireyler üzerinde incelenebilir. Ayrıca, belirli sosyodemografik özelliklere/statülere sahip ergenlerin kendilerini ve utangaçlığını nasıl değerlendirdiği ile ebeveynlerinin onları nasıl değerlendirdiği de karşılaştırılabilir.

 

Kaynak:https://www.doktorsitesi.com/psikolog-murat-erol/psikoloji/yozgat

Etiketler

Öğrenelim Portal

Bildiğinizi sanmanız, öğrenmemenizin en büyük düşmanıdır.

İlgili Makaleler

7 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı